MAMURE KALESİ

Mersin’in, Anamur ilçesinde bulunan Mamure Kalesi, Anamur’un 6 km güneydoğusunda, Mersin-Antalya karayolu (D-400) üzerinde, deniz kenarında yer almaktadır.

Mamure Kalesi, Anadolu kaleleri arasında özgün niteliklerini koruyarak günümüze kadar ulaşabilmiş en sağlam ve görkemli kaleler arasındadır. Ayrıca Akdeniz’e açılan stratejik konumu ve ticaret yolu güzergâhı üzerinde bulunması sebebiyle de tarihi süreç içerisinde her zaman önemli bir uğrak noktası olmuştur Mamure Kalesi’nin de antik bir kent üzerine kurulduğu düşünülmektedir. Nitekim Mamure Kalesi’nin bulunduğu yerde var olan bu antik kentin ‘Rygmanoi?’ olabileceği ifade edilmektedir. MS 3. ve 4. yüzyılda kale ve çevresinde kurulduğu düşünülen bu kent, antik kaynaklarda Dağlık Kilikia bölgesinin orta bölümündeki kentler arasında sıralanmaktadır.

Tarihçe

Anadolu’daki birçok kale gibi Mamure Kalesi’nin de antik bir kent üzerine kurulduğu düşünülmektedir. Nitekim Mamure Kalesi’nin bulunduğu yerde var olan bu antik kentin ‘Rygmanoi?’ olabileceği ifade edilmektedir.

MS 3. ve 4. yüzyılda kale ve çevresinde kurulduğu düşünülen bu kent, antik kaynaklarda Dağlık Kilikia bölgesinin orta bölümündeki kentler arasında sıralanmaktadır.

1988 yılında, Anamur Müze Müdürlüğü tarafından kale ve çevresinde yapılan çalışmalarda Roma dönemine ait duvar temelleri ve mozaik kalıntıları tespit edilmiştir.

Ortaya çıkartılan bu kalıntılar da burada bir antik kentin olabileceği düşüncesini kuvvetlendirmiştir. Kalenin bulunduğu alan, Bizans döneminde biraz daha genişletilerek kullanılmaya devam etmiştir. Daha sonra kale, 12. yüzyıl sonu-13. Yüzyıl başında Kilikia Ermeni Krallığı’nın hâkimiyetine geçmiştir. Buradaki Ermeni hâkimiyeti muhtemelen Alanya’nın 1221 yılında Alaaddin Keykubat komutasındaki Selçuklular tarafından ele geçirilmesini takip eden yıllarda sona ermiş olmalıdır.

Çünkü 1225 yılında Selçukluların, fetihlerini Alanya’nın doğusundaki sahili de kapsayacak şekilde bilinmektedir. Özellikle Sultan Alaeddin Keykubad tarafından Çukurova’nın fethiyle görevlendirilen emirlerden Antalya Subaşısı Mübarizeddin Ertokuş’un, sahilden ilerleyerek Mamure Kalesi başta olmak üzere 40 kadar kaleyi fethettiği bilinmektedir. Bu tarihlerden sonra ise Kilikia Ermeni Krallığı’nı kontrol altında tutmak amacıyla buraya Karamanoğulları yerleştirilmiştir.

Şikari tarihinde Anamur ve Taşeli’nin Hristiyanlar tarafından işgal edilip, tahrip edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmud Bey’in 36 bin askerle düşmanı bozguna uğratıp kaleyi ele geçirdiği, kaledeki kiliseleri yıkıp yerine cami yaptırdığı ve kaleye ‘Mamuriye’ adını verdiği yazmaktadır. Karamanoğlu İbrahim Bey (MS 1423–1464) döneminde ise Kıbrıs ve Alanya ile artan münasebetler neticesinde Mamure Kalesi, Sultan İbrahim tarafından Hicri-Miladi 1450 yılında tamir ettirilip bir de kapısına tamir kitabesi konulmuştur. Mamure Kalesi’nin, bazı kaynaklara göre 15. yüzyılın ortalarında, Evliya Çelebi’ye göre de II. Selim Dönemi’nde Lala Mustafa Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katıldığı belirtilmektedir. Osmanlı Dönemi’nde 16. ve 18. yüzyıllarda kalenin iki kez onarım gördüğü ifade edilmektedir.

Araştırma Tarihçesi

Piri Reis, 1521 yılında ‘Kitab-ı Bahriye’ adlı eserinde, Akdeniz kıyılarına ait hazırladığı ayrıntılı haritalarda, Yeni ve Eski Anamur olarak bahsettiği kısımlarda muhtemelen kaleyi de işaretlemiştir. Evliya Çelebi 17. yüzyılda kaleme aldığı ‘Seyahatnâme’ adlı eserinde Mamure Kalesi ile ilgili olarak şu cümleleri yer vermiştir: “Daha önce Venedik keferesi elinde büyük şehir ve eski kale imiş. II. Selim zamanında Lala Mustafa Paşa fethedip tamir edip Kıbrıs fethine geçiş yeri eder. Hala deniz kıyısında bir tepe üzerinde sağlam bir kaledir. Silifke sancağında paşa hâssı ve voyvodalığıdır. 150 akçe Mamuriye kazasıdır ve 30 adet nahiye köyleridir. Bin guruş hâsıl olur kazadır. Kethüdayeri, nakibi ve müftüsü yoktur. Ama yeniçeri serdarı, dizdarı ve 150 neferi vardır. Bir hoş limanı vardır, Kıbrıs iskelesidir. Etrak kavmi Mamuriye demeyip Anamur İskelesi derler. Kıbrıs, lodos tarafına 100 mil yakındır. Camii, han ve hamamı vardır. Ama halkı daima yaylalarda otururlar, zira havası pek ağırdır.”

İngiliz Amiral F. Beaufort, 1811-1812 yıllarında, kaptanı olduğu Kraliyet Donanması’na ait Frederikssteen adlı gemiyle, Küçük Asya kıyılarındaki antik kentleri incelemiş, plan ve resimlerini çizmiş, yazıtlarını kopyalamış; antik kentler ile akarsu, köy ve körfezlerin eski adlarını tespit etmiş ve haritalarına yerleştirmiştir.

Beaufort, Anadolu’nun güneyine yaptığı gezilerde Mamure Kalesi’ne uğradığından ve kalenin harap durumda olsa da içerisinde bir ağa bulunduğundan bahseder. Kalenin surları ve kuleleri hakkında bilgi verir ve kalenin Britanya kalelerine benzediğini dile getirir.

Daha sonra 1966-1967 ve 1970-1973 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından da Mamure Kalesi’nin restorasyonu yapılmıştır. Son dönemde 2013-2014, 2015-2019 ve 2020-2021 yılları arasında da kalede çeşitli onarımlar gerçekleştirilmiştir.

Kalede kazı çalışmaları ilk olarak 1988 yılında Anamur Müze Müdürlüğü’nce gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmaların sonucunda sur duvarlarıyla bağlantılı yeni duvarlar açığa çıkarılmıştır. Bununla birlikte, Roma dönemi ev temelleri, kule çevresinde de başka antik yıkıntılar ve kalenin dışında, kuzeyinde yer alan düzlükte bir hamam yapısı tespit edilmiştir.

Uzunca bir aranın ardından 2020-2021 yılları arasında Anamur Müze Müdürlüğü denetiminde kazılar gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar kapsamında kaledeki avlularda kazılar yapılmış olup bu kazılar sonucunda da konut yapıları, sarnıç, depo alanları ve kule yapılarına rastlandığı belirtilmiştir.

Mimari

Mamure Kalesi, mimari unsurları (sur, kule, hendek, cami, hamam, çeşme, sarnıç cami, hamam, çeşme, sarnıç vb) bakımından kendi döneminde askeri amaçla inşa edilen diğer kalelerle benzerlik göstermektedir. Ancak denizden gelebilecek saldırıları engelleyecek mükemmel konumu, üzerine inşa edildiği 23500 m2’lik geniş alanı, görsel manzarası ve denize olan hâkimiyetiyle birlikte yaşamsal açıdan gerekli yapıları bünyesinde bulundurması ve birçok medeniyetin kültür izlerini taşıması noktasında farklılık göstermektedir.

Kale; etrafını çevreleyen sur duvarı, kuleleri, sarnıçları, konutları ve cami gibi yapılarıyla günümüze oldukça sağlam vaziyette ulaşmıştır. Kuzey tarafında köprü ile geçilen su dolu bir hendek ile çevrelenmiş olup inşasında düzgün kesilmiş blok taşlar ve moloz taşlar birlikte kullanılmıştır. Kalenin batı, doğu ve güney yönünde olmak üzere birbirinden yüksek duvarlarla ayrılmış üç ana avlusu bulunmaktadır.

Kalenin iki girişi bulunmaktadır. Bunlardan ilki asıl giriş kapısı olup kuzey avlunun kuzeybatısında yer almaktadır. Dört köşe planlı iki kule arasında kalan bu kapı, günümüzde kullanılmamaktadır. Bu girişin üzerinde altı satırlık bir kitabe vardır. İki ayrı parçadan oluşan kitabenin metni şöyledir: “Bütün övgüler Allah’a aittir ki, büyük hükümdar ve yüce efendi, yeryüzünde Allah’ın gölgesi (halifesi), hayır ve iyilikleri yayan. Melik ve Vedûd olan Allah’ın yardımıyla zafer kazanan, dinin ve devletin tâcı. Karaman oğlu Alaeddin oğlu Mehmed oğlu Sultan İbrahim Allah onun hükümdarlığını devamlı kılsın ve onun önderliğini âlemlere göstersin. Allah yolunda gerçekten cihad eden gazilere bir kale ve kimsesizlere bir sığınak olarak, zaferle kazanılmış yüksek kaleyi ve imar edilmiş beldeyi bina ve inşa edip Allah’a hamdetti. Azîm ve Melik olan Allah’ın yardımıyla bu eseri tamamladı. ‘(O), Rabbinin nimetlerine şükrederdi.

Rabbi de onu seçti ve doğru yola eriştirdi (Kur’an-ı Kerim, Nahl Süresi, 16/121).’ Tarih olarak, 850 yılının aylarından mübarek Şevval ayı yazıldı.” Kitabede özetle kalede Karamanoğlu Sultan İbrahim tarafından Hicri 850-Miladi 1450 yılında büyük bir onarım yaptırıldığı ifade edilmektedir.

Kalenin diğer kapısı ise günümüzde de halen kullanılmakta olan doğu kapısıdır. Bahsi geçen her iki kapıya da ulaşım hendek üzerine inşa edilmiş köprüler vasıtasıyla sağlanmaktadır.

Kalenin surları seyirdimler ve mazgallar ile çok sağlam bir savunma sistemine sahiptir. Nitekim denizden gelen saldırılara karşı oldukça iyi bir şekilde tahkim edilmiştir. Sur üzerinde kare, yarım daire, yuvarlak planlı olmak üzere toplam 39 kule bulunmaktadır.

Bu kulelerden dördü diğer otuz beşine göre daha büyük boyutludur. Bunlardan güneyde denize en yakın olan kule, en güzel manzaraya sahip ana gözetleme kulesidir.

Bununla birlikte surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan yol ağı bulunmaktadır.

Surlarda merdivenlerin bulunduğu beden duvarları, sivri kemerli nişleriyle diğer Türk kalelerinin mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Ayrıca kalenin surlarında Karamanoğlu ve Osmanlı dönemlerindeki onarımların izleri açıkça görülebilmektedir.

Selçuklu Cami

Kalenin kuzeydeki avlusunda tek kubbeli bir cami ve çeşmesi, depolar, sarnıçlar ve askerlerin konut yerleri olması muhtemel yapılar bulunmaktadır. Cami, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat zamanında yaptırılmıştır. Zamanla yıkılan cami, Hicri 973-Miladi 1565 yılında Osmanlılar tarafından yeniden inşa edilmiştir. Daha sonra da 1795, 1968 ve 1970-1973 yıllarında onarım görmüştür. Son olarak da 2020-2021 yılında restore edilmiştir. Cami, kare plânlı harim, son cemaat yeri, kuzeybatıda minare ve şadırvandan oluşur. Caminin kuzeyini kaplayan son cemaat yeri, beş ahşap direğe oturan sundurma çatı ile örtülüdür. Harime son cemaat yerinin ortasındaki cümle kapısından girilmektedir. Harim, kare planlı olup üzeri iki kademeli kasnağa oturan kubbe ile örtülüdür. Kubbenin ağırlığı dört sivri kemerle beden duvarına aktarılmıştır. Mihrap, kıble duvarının ortasında ve giriş ekseninde yer alır. Tarihî kaynaklara göre caminin elli penceresi olduğu belirtilmekte, buna karşın günümüzde on dört penceresi olduğu görülmektedir. Son cemaat yerinin önünde dikdörtgen plânlı, üzeri basık tonozlu bir şadırvan yer olmaktadır. Minare, caminin kuzeybatısında, yapıdan ayrı bir kütle olarak yapılmıştır. Minarenin kaidesinde düzgün kesme taş; gövde, şerefe ve petekte tuğla, külah ve âlemde ise kurşun malzeme kullanılmıştır.

Batıdaki avluda yapılan çalışmalarda da yine diğer avlularda olduğu gibi konut ve sarnıç gibi yapılar ortaya çıkarılmıştır.

Kalenin su ihtiyacı ana giriş kapısının kuzey doğusundaki burcun olduğu yerde bulunan ve hendek üzerinde iki sivri kemerle geçişi sağlayan suyolu ile sağlanmıştır. Kalenin kuşatılması halinde su ihtiyacı kalenin değişik kesimlerinde yer alan sarnıçlardan sağlanmıştır.

Hamam

Yukarıda bahsi geçen yapıların haricinde, kalenin hemen kuzeyinde, dışında, Mersin-Antalya karayolunun hemen kenarındaki düzlük arazide bir hamam kalıntısı yer almaktadır. 1988 yılı çalışmalarında ortaya çıkarılan bu hamamın girişi tahrip olmuşsa da soğukluk ve sıcaklık mekânları sağlam durumdadır. Moloz taşlarla inşa edilen hamamın güney cephesinin ortasında yer alan bir kapı, soyunmalık kısmına açılır. Soğukluk mekânının kuzeyindeki üçüncü kapıyla da sıcaklık mekânına geçilmekteydi. Sıcaklık mekânının karşısındaki nişlerin her iki yanındaki simetrik olarak açılan kapılar ise dinlenme mekânına açılmaktaydı. Hamamda, orijinal kalem işi duvar süslemelerinin çok az örneği günümüze kadar gelebilmiştir. Duvarlar üzerinde yer yer yeşil, sarı, kırmızı ve siyah renkte sekizgenler, rozetler ve birbirine geçen on iki köşeli yıldız motifleri seçilebilmektedir. Hamamın ilk inşa tarihini gösteren herhangi bir yazıt yoktur. Bununla birlikte Karamanoğlu İbrahim Bey’in 1450 yılında Mamure Kalesi’nde onarımlar gerçekleştirdiği sürece paralel olarak hamamın da buraya inşa edilmiş olabileceği düşünülmektedir.

Diğer Hususlar

Mamure Kalesi, Akdeniz kıyısında oldukça iyi korunmuş ve tüm ihtişamıyla ayakta kalabilmiş Orta Çağ kaleleri arasında yer almaktadır. Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı gibi farklı medeniyetlerin kültürünü temsil etmektedir. Birçok medeniyete ev sahipliği yapması nedeniyle de tarihinin önemli aşamalarını temsil eden olağanüstü bir örnektir.

Kaledeki cami, hamam, çeşme, depo, konut ve sarnıç gibi yapılar farklı medeniyetler döneminde inşa edilmiş olup dolayısıyla o kültürlere özgü mimari özellikleri yansıtmaktadır.

Mamure Kalesi, Akdeniz kıyısında oldukça iyi korunmuş ve tüm ihtişamıyla ayakta kalabilmiş Orta Çağ kaleleri arasında yer almaktadır. Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı gibi farklı medeniyetlerin kültürünü temsil etmektedir. Birçok medeniyete ev sahipliği yapması nedeniyle de tarihinin önemli aşamalarını temsil eden olağanüstü bir örnektir.

Kaledeki cami, hamam, çeşme, depo, konut ve sarnıç gibi yapılar farklı medeniyetler döneminde inşa edilmiş olup dolayısıyla o kültürlere özgü mimari özellikleri yansıtmaktadır.

On yedi Derece Arkeolojik ve Tabiat Sit Alanı içerisinde yer alan Mamure Kalesi, Adana Koruma Kurulu’nun 17.12.2004 tarih ve 303 sayılı kararıyla taşınmaz kültür varlığı olarak listelenmiştir. Mamure Kalesi: mimari, tarihi, estetik, kültürel, ekonomik, sosyal ve sembolik özellikleri sebebiyle 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmıştır.

Mamure Kalesi yaklaşık 1500 yıllık zengin geçmişiyle, tarihin önemli bir tanığı olarak Akdeniz’in hemen başucunda durmaktadır. Bugüne kadar yapılan restorasyonlar bu heybetli kalenin günden güne yok olmasının önüne geçilmiş ve bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel tarihine ışık tutacak önemli bilgiler elde edilmiştir.

Sonuç olarak Mamure Kalesi’nin sahip olduğu stratejik konumu, eşsiz doğa manzarası ve farklı dönemlere ait tarihi yapılarıyla ülkemizin en önemli kültür ve turizm merkezlerinden birisi olacağı aşikârdır.

Metin: Prof. Dr. Mehmet Tekocak (Selçuk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü)

Fotoğraflar: İsmail Şahinbaş

DÜNYA MİRASI DERGİSİ 2. SAYI (NİSAN 2024)