Masalsı Bir Coğrafya; Maçahela

Masalsı Bir Coğrafya; Maçahela

Maçahela’yı anlamak için içinde bulunduğu Kafkas coğrafyasını ve kültürünü iyi bilmek gerekir diye düşünüyorum. Kafkasya, Karadeniz ile Hazar Denizi arasında doğudan batıya doğru uzanan 1200 km’lik sıradağların ismidir. Elbruz (5642 m) ve Kazbek (5033 m) dağlarında gökyüzüne ulaşan Kafkasya, 110 ile 180 km arasında genişliğinde uzanan coğrafi açıdan çok çeşitlilik gösteren bir bölgedir.

Kafkasya coğrafi açıdan üç bölgeye ayrılır. Don ve Volga nehirleri arasında kalan bereketli tarım alanlarına sahip’ Step Kafkasya’sı birinci bölümdür. İkinci bölüm ise ‘Büyük Kafkas Dağları’nın olduğu alandır. Üçüncü bölüm ise günümüzdeki Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın bulunduğu ‘Transkafkasya’ veya ‘Küçük Kafkaslar’ olarak isimlendirilen bölgedir.

Büyülü Maçahela
Maçahela; coğrafi olarak ülkemiz ile Gürcistan arasında bulunan Karçal Dağları’nın kuzeyinde bulunan, Batumi’nin coğrafi ve kültürel özelliklerini taşıyan tarihi bir bölgedir.

Batumi’den Maçahela Havzası’na ulaşmak çok kolaydır. Ama Artvin’in Borçka İlçesi’nden bu havzaya ulaşmak için 1870 metrelik Camili Geçidi’ni aşmak gereklidir. Yaz şartlarında ulaşım zorda olsa sağlanmakta ise de kış şartlarında ulaşım çok zordur. Aslında Maçahela’nın bulunduğu havzanın yayılım yükseltisi (350 m-900 m) düşüktür.

Maçahela Havzası (Havza ülkemiz coğrafyasında Camili olarak bilinmektedir); Gürcistan’a bağlı Acara Özerk Cumhuriyeti sınırları içinde kalan bir kolu olan Machakhelis-Tskali Çayı’nın yukarı havzasında yer alır. Bu havzanın suları Acara sınırlarında Çoruh’a kavuşup Karadeniz’e dökülür.

Hertvis (Camili Köyü’nün Gürcü ismi), Gürcücede ‘hevi’ (vadi veya dere) ile ‘irtvis’ (karışma, birleşme) kelimelerinden oluşur. Hertvis, Osmanlı Dönemi’nde Maçahela Sancağı’nın merkeziymiş. Bu yerleşim merkezinin adı 1925’te Camili olarak değiştirilmiş. Camili daha sonra kurulan aynı adlı bucağın merkezi olmuş. Camili Bucağı, merkez Camili Köyü olmak üzere, Düzenli, Efeler, Kayalar, Maral ve Uğur köylerinden oluşuyor. Bu nedenle Camili, günümüzde bu köyleri kapsayan yörenin adı olarak da kullanılıyor.

Macahela adının anlamı ile ilgili çeşitli kaynaklarda benzer öyküler bulunmaktadır. Halk etimolojisine göre sözcük ‘maca’ (bilek) ve ‘heli’ (el) sözcüklerinden oluşmuştur. Maçahela, dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan tamamen kendisine özgü, özel bir coğrafi ve siyasi yapıya sahiptir. Maçahela coğrafyası, bilek kısmı Camili Köyü’nde olan, parmakları dağlara doğru uzanan, avucu göklere dönük açık bir eli, parmaklar arası vadileri ve parmaklar da vadiler arasındaki dağları ve tepeleri temsil eder konum ve görünümünü çağrıştırır.

‘93 Harbi’ ile değişen yaşamlar
Osmanlı-Rus Savaşı ya da ‘93 Harbi’ aynı zamanda büyük bir göçün de başlangıcı olmuş. 13 Haziran-13 Temmuz 1878 tarihleri arasında Avrupa’nın büyük devletleriyle Osmanlı Devleti arasında düzenlenen Berlin Kongresi’nin sonucunda eskiden Osmanlı egemenliğinde yaşayan Müslüman halka seçme hakkı verilmiş: Ya Rusya topraklarında yaşayacak ya da Osmanlı topraklarına göçeceklermiş. Berlin Antlaşması ile halka verilen seçme hakkının uygulaması referandum ile gerçekleştirilmiş. 18 köyden oluşan Maçahela’da bu referandum sonucu 6 köy Türkiye’yi diğer 12 köy Rusya’yı tercih etmiş. Rusya ve Osmanlılar arasında 27 Ocak 1879 tarihinde İstanbul’da yapılan antlaşma ile muhacirliğin resmi süresi yasallaşmış. Antlaşmaya göre 3 Şubat 1882 tarihine kadar olan göç süresi daha sonra 1884 yılına kadar uzatılmış. Bu süreç izleyen yıllarda son bulmamış, hemen hemen 1921 yılına dek sürmüş. İşte, tercihlerini Türkiye’den yana yapan 6 köyün bulunduğu bölge bugün Macahela ya da Camili Bölgesi olarak adlandırılan bölgedir.

Camili’nin bilinen öyküsü MÖ 3. yüzyıla, Doğu Kartli Krallığı’nın lideri Kral Parnavaz’dan, 12. yüzyıla, o zamanın Gürcistan Kraliçesi Tamar’ın dönemine kadar uzanır (1184-1215). Mezarının Camili’de olduğuna inanılan Kraliçe Tamar Dönemi’nde Gürcistan gücünün doruğuna ulaşmış ve küçük bir imparatorluğa dönüşmüş. Ancak, 1200’lerde başlayan Moğol istilası ve 14. – 15. yüzyılda Timur’un istilası, Gürcistan’ı yerle bir etmiş ve ülke, ekonomik olarak tam bir felaketin eşiğine gelmiş. Osmanlıların 1453’te İstanbul’u fethetmesinden sonra Gürcistan’ın Avrupa ile bağları kopmuş ve Osmanlı Devleti ile İran arasında sıkışıp kalmış. 16. yüzyılda ise, Gürcistan’ın batısı Osmanlıların, doğusu İran’ın denetimine geçmiş. 18. yüzyılda Rusya, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü ve sınırlarını koruma altına alsa da, 1804’te çıkan pek çok halk ayaklanmasını kanlı biçimde bastıran Rusya, 1801-1864 arasında Gürcistan’ın birçok bölgesini ele geçirmiş. Poti ve Batumi limanları ile Gürcistan’ın güneybatısı kesimi bir süre daha Osmanlı yönetimi altında kalmış. Ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) Ruslar bu bölgeleri de ele geçirmişler. Bu savaş sonrasında Gürcistan, tamamen Çarlık Rusya’sının bir parçası durumuna gelmiş.

Metin ve fotoğraflar: İsmail Şahinbaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir