Çal Çoban Bayramı

Çal Çoban Bayramı

Sekiz asır önce yaşanan ve efsaneye dönen bir aşkın peşindeyiz; Kara koyun efsanesinin. Çağrısına kulak verip ağa kızı Ümmü ile kavalıyla kurdu, kuşu kendine bağlayan çoban Seyit’in yurduna konuk oluyoruz. Saf, duru sevdalarına selam duruyoruz. Kulak veriyoruz geleneği yaşatan torunlarına, aşkla…

Denizli’nin Çal İlçesi Aşağıseyit Köyü yüzlerce yıldır bir bayram yaşıyor Ağustos ayı sonlarında Büyük Menderes Nehri’nin hemen yanı başında. 844 yıldır yapılan başka bir etkinlik var mı? Araştırılması gerek ancak UNESCO ‘Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alması artık ‘Çoban Bayramı’nın evrensel olduğunun göstergesi.

Elkoyun ve imkânsız aşk
Yıllar önce iki defa filme çekilen, hikâyesi ile bizleri duygulandıran bir efsanenin doğuş yeri bu topraklar. Güzeller güzeli bey kızı Ümmü ile kimsesiz oba çobanı Seyit’in aşkları dillere düşünce, obanın beyi imkânsız bir şart sürer kızını vermemek için sevdiğine. Üç gün boyunca sürüye tuz yalatıp, su vermeksizin hazırlanmasını ve sürenin sonunda nehirden geçirmesini ister. Tek bir koyun su içerse Seyit çoban olarak başarısız sayılacaktır. Günü, gecesi can dostları koyunları ve elinden beslediği ‘Elkoyun’ ile geçen Seyit kavalının sesine dostluğu, sevgiyi, hasreti ve çektiği acıları yüklemiştir. Tüm oba bu imkânsız geçişi bekler, çobanın kavalının yanık sesinden acısını hisseden tüm sürü tek damla içmeden nehri geçer. Düğün, dernek kurulur, sevenler kavuşur birbirine, daha ne olsun. Yörenin çobanları yüzlerce yıldır onların sevdasına böyle selam gönderip, yaşatırlar onları ve geleneklerini…



Kusursuz organizasyon

26-27Ağustos günleri Çal, Çivril ve Baklan ilçelerinden 49 çobanın katıldığı ‘Çoban Bayramı’ yine renkli ve heyecanlı görüntülerle izlendi, belgelendi. Gösterişli tıraşları, nazar boncukları ile süslenip, özenle farklı renklerle boyanan sürü başı koçlar (Elkoyun) tüm gelenlerin özellikle basın ziyaretçilerinin gözdesi oldular. Çoban kepenekleri, Yörük kıyafetleri görsel bir şölen sunarken, desenlerle renklendirilen koyun sürüleri çan sesleri ile ovayı şenlendiren bayramyeri çocukları gibiydi.

Büyük Menderes’in soğuk suları
Alışık oldukları sessiz yaylalardan gelerek bunca kalabalık arasında, sesler ve telaşın ortasında çobanlarını yalnız bırakmadılar kuzucuklar. Kimi tereddütle de olsa Büyük Menderes’in soğuk sularına coşkuyla atladılar, çobanlarının ve Elkoyun’un peşi sıra. Sevginin, vefanın, emeğin gözle görülür hali oldular. Ders verdiler belki, doğaya, yeşile, canlara düşman olanlara ve sevindirdiler bizleri yaradandan ötürü her cana muhabbet ve sevgi duyanlara.

Morkoyun gönülleri fethetti
Çal Belediye Başkanı Fethi Akcan ve gönlünü, emeğini bu yöreye vermiş tüm dostları etkinlikler ve ayrıca konukseverlikleri için kutluyor ve teşekkür ediyoruz. Aşağıseyit Köyü Muhtarı Cengiz Okdem ile Morkoyun’u arasındaki iletişim ve sevgi, yarışmalar sürecindeki coşku uzun süre hafızalardan silinmeyecek. Haklı bir gururu paylaştılar hem yarışmayı hem de kalplerimizi kazandılar. Çobanların başarıları tesadüf olamazdı, emek sabır isteyen uzun bir sürecin eseri olduğunu, sohbetlerimizde bir kez daha öğrenmiş oluyoruz. Unutulmaması gereken diğer etkinliklere gelince; ‘Çoban Bayramı’nın ilk günü farklı yaşlar ve ırklarda süslenerek alana getirilen muhteşem cüsselerine rağmen biz insana her daim dost olan çoban köpeklerinin geçişlerini izledik. Dostuna bu denli sadık ve güvenir başka canlı var mı? Bilemedim…

Köy yolu üstünde kahvaltı için misafir olduğumuz güzel ailenin sıcak sohbeti, oğulları Hamza’nın klarneti ile verdiği mini konser unutulmazdı. Serbest gezen tavukların ve yörede bolca beslenen kazların yaptığı yumurtalarla ve mis gibi esintilerle ağaçlar altında keyifli bir kahvaltı günümüzü şenlendirdi.



Ümmü kız ve Çoban Seyit

‘Koyun Sudan Geçirme’, Çoban Bayramı’nın ikinci ve son günü, akşam saatlerinde yöre sanatçılarının verdiği konserle taçlandı. Aysun-Zekeriya Şakar ve yine kendileri gibi sanatçı olarak yetişen oğulları ile tanışıyoruz. Muhteşem güzel bu dostlardan, tadına doyulmaz güzellikte türküler dinliyoruz. Köy meydanı coşuyor, neşeyle ezgilerle buluşuyor. Çocuklar bile söylüyor ‘Ali, Ayşe’yi seviyor.’ Gençlerin coşkusu diğer bir yöre sanatçısı Efe ile devam ediyor. Ayrılıyoruz köy meydanından neşe ile sarhoş, uzatıyorum ellerimi gökyüzüne, avuçlarımda bir dolu ışıltılı yıldız ve hilali konduruyorum saçlarıma taç misali. Göz göze geliyorum, Ümmü kız ve Çoban Seyit ile. Sonsuzlukta mutlular ve el ele. Selamları var sizlere.

85 yaşında J. Luis Borges; ‘Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya, ikincisinde daha çok hata yapardım” diyor. “İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.” Daha çok riske girmek, seyahat etmek, daha çok güneşin doğuşunu izlemek, dağlara tırmanmak ve daha çok nehirde yüzmek. ‘An’ları yaşamak, kısacası…



Benim payıma düşenler mi?

Her yolculuk öğretiyor, arkadaş defterinizden isim silmeyi bazen acı bir tecrübe ile. Ve yeni sıcak kalpleri tanımayı, gönül defterinizde onlar için beyaz bir sayfa açmayı umut ile. Yolunuzda tanıştığınız mavi-kehribar gözleri ile adı ‘Pamuk’ olan bir Van kedisinin sevgisini hissedince avucunuzda, daha çok yolunuz olduğunu ve yapılacak daha çok hata olduğunu biliyorsunuz kendinizce.

Dönüş yolunda yine türküler dilimizde, tüm gerçek dostlar ve Pir Sultan sevgisi ile söylüyoruz:

“Şu karşı yaylada göç katar katar,
Bir güzel sevdası serimde tüter.
Bu ayrılık bana ölümden beter,
Geçti dost kervanı eyleme beni.”

Metin: Deniz Can, Fotoğraflar: İsmail Şahinbaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir